dervişliğin manası

Olmaması gereken özellikler

                                         

Dünya ehli olmamak                   

Emanete ihanet etmemek                  

Riya ehli olmamak            

Vehim duygusuna kapılmamak

İncinmemek incitmemek

Şirk ehli olmamak                    

                                         

                       Olması gereken özellikler 

       

Dert ehli olmak

Ehli hak olmak

Rıza ehli olmak

Vicdan sahibi olmak

İhlas sahibi olmak

Şükredici olmak                                                     

                                                                                                     

 

                                                                     - 1-

 

                         BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Dervişlik lügat anlamı ile alçak gönüllük, kanaatkarlık  ve fakirlik olarak ifade edilir.

Dervişlik kelimesi geçmişten günümüze kadar kullanılmış, halk arasında itibarlı bir yer tutmuştur.Günümüzde dervişlik, istismar edilerek saptırılmış,gerçek anlamı dışında kullanılmıştır.

                   <Yunus bu  halk   içinde eksiklidür  Hak bilür.

                      Divane olmuş çağırır dervişlik bühtan bana> 

Beytinde olduğu gibi büyük hak  aşığı,derviş Yunus Emre, dervişlik kelimesini kullanmış,dervişliğin yüksek anlamından ve değerinden söz etmiştir.Kendisinin eksik,noksan olduğunu belirtmiştir.Yunus gibi nice veliler,Hak erenleri  dervişliği baş tacı yapmışlar ve onu bir değer olarakbize ulaştırmışlardır.

Günümüzde dervişlik bazı kesim ve cemaatler tarafından bir taç bir hırka yani sarık ve şalvar olarak tanımlanmış halktan kopuk bir yaşayış  münzevi bir hayat olarak lanse edilmiştir. Bu konuyu yine Yunus Emre Hz’leri şöyle dile getiriyor.

          “Dervişlik olsa idi taç ile hırka,

            Biz dahi alır idik otuza kırka.”

 Büyük hak aşığı Niyazi Mısri hazretleri;

                 <Derviş olan aşık gerek hem  yolunda sadık gerek

                   Bağrı onun yanık gerek can gözleri açık gerek>

Beyitlerinde ; Dervişliğin gereklerini ortaya koymuş,aşıklık,sadıklık,yanıklık ve uyanıklık ,dervişliğin ana öğeleri olduğunu belirtmiştir.

Cenabı   Hak Maide 54 ayetinde buyurur ki <Ey iman edenler! sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah oların yerine kendisini seven,müminlere karşı yumuşak, son derece alçak gönüllü,inkarcılara karşı da son derece gururlu,Allah yolunda cihat eden ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirecektir.Bu Allah’ın dilediğine verdiği bir  lütuftur.>Burada Cenabı Hak kendisini seven ve kendisinin de bunları sevdiğini, hak aşıklarından bahsediyor.İşte bu aşıklık dervişliktir ve görüntüsü melamet neşesi ve zevkidir.Derviş olarak anılan İslam büyüklerinin aynı zamanda melamet neşesinde olduklarını görüyoruz.  Yunus Emre gibi , Seyyid Nesimi’ninde melamet neşesinde olduğunu aşağıdaki beyittegörebiliriz.                                                     

                <Ben melamet hırkasını kendim giydim eynime

                  Ar namus şişesini taşa çaldım kime ne>

Gerek Türkistan gerek Anadolu’da gerekse rumelide ortaya çıkan Melami büyükleri hep derviş olarakgösterilmiştir.

Melamilik Maide-54’de işaret edildiği gibi mesleki resuldür.Buna mesleki melamiyye denir.

Melami: Maide-54’deki ayette levm kökünden gelen kınayanın kınamasına aldırmayan kimsedir.Bu zümrenin sahip olduğu ilim,irfaniyet ve neşeyi anlayamayan bazı gurup ve cemaatler, Melami zümrelerine çok zarar vermişlerdir.Kimilerini asmışlar,kimilerini kesmişler,kimilerini de beyitleriyle zikrettiğimiz seyyid Nesim’i gibi derisini yüzmüşlerdir.Selçuklu’lar ve Osmanlı’larda dervişlik ön plana çıkmış bu zümreye <Alperen’lik> ünvanı verilmiştir.Hem Allah yolunda savaşan hem de bilge kişilerdir. Fetih edilecek bölgelere girilmeden önce bu yerlere alperenler gönderilmiş,önce gönüller feth edilip, sonra bu topraklara girilmiştir.Rivayet edilir ki Romanya Osmanlı’ya teslim olduğunda vergi vereceğini, karşılığında topraklarına dervişlerin girmemesi şartını koşmuştur.Günümüzde de dervişlik ve Melamilik aynı anlamda kullanılmaktadır. Melami olan bir kişiye sende mi derviş oldun denilmektedir.Bazı devirlerde dervişlik ve Melamilik ilmi, tasavvuf ilmi olarak isimlendirilmiş, sahiplerine mutasavvıf  denilmiştirBunlara asrı saadette (peygamber efendimizin zamanı) ashabı suffa denmiştir.                                              -2-

                                                                

 

Suffa=ilk safta bulunanlar anlamına da gelmektedir.                                                                                                   Temiz ve saf arkadaş anlamına gelen bu zümre hazır kıta olarak hem Allah yolunda savaşmışlar hem de irşad görevinde bulunmuşlardır. Buradan hareket ederek adı ister mutasavvıf, ister derviş olsun her ikisinin de özünün Melamilik olduğu, ilim,irfaniyet ve

neşelerinden  anlaşılmaktadır.Çünkü Melamilik her devirde ,dervişler tarafından ulaşılması gereken bir menzil olarak görülmüştür.

Melami demek fenafillah (Allah’da yok olma) olan ve Muhmmed(S.A.V) efendimizin ahlakıile ahlaklanan demektir. Onların yaşayışları hep Muhmmedi ahlak ve neşesiyle olmuştur.Bir an dahi bu görüşten ayrılmamışlardır.Hatta demişlerdir ki biz bir an dahi olsa Hz.Muhammed (S.A.V) efendimizden ayrı kalsak kendimizi mürtet(kovulmuş) sayarız.Muhyiddin Arabi Hz.’leri Fütuhat-ı Mekkiye adlı eserinde Melamileri tarif ederken şöyle der!Melamiler , bunlara melametçiler de denir.Bu ad dahi lügat yönünden bunlar için zayıf bir kelime olur.Bu gibi kişiler, Allah yolunun efendileri ve önderleridir .Bütün alemin tek efendisibunların arasındadır. İşte o büyük efendi’de Resulallah Muhammed(s:a:v) efedimizdir ve hala oradadır.Bunlar Hak Teala’nın emir ve   yasaklarını bu alemde yerleştirdiler,kuvvetlendirdiler. Sebeplerini yerinde açıkladılar. Yaramayanlarında nedenlerini anlattılar.Dünya evine yarayacak ihtiyaçları dünyaya bıraktılar,ahiret gününün ihtiyaçlarını da ahirete bıraktılar.Eşyaya Allah’ın baktığı görüşle baktılar.Gerçekleri birbirine karıştırmadılar.Melamiler peygamber(SAV) efendimizin övgüsüne sebep olmuşlar ve ehli-beyt yani evladı Resul olarak adlandırılmışlardır.Nebilik sistemi sona erdiğinden  irşat(bilgilendirme) görevi

velilik zümresine geçmiş ve halen bu zümre tarafından yapılmaktadır.

Hadis-i şerifte: Alimler benim varislerimdir buyurulmuştur.Ayrıca Selman  ehl-i Beytimdendir.Denmiştir.Zamanın sahibi, evlad-ı resul Muhammet Nur Hz.’leri risaleti nübüvvet sona ermiş fakat risaleti teşri-a devam etmektedir demiştir.Melamiler evladı resul,manevi ehli-beyt olmuşlar ve irşadı devam ettirmişlerdir.

Bundan sonrada devam edeceklerdir.Bunlar irşatlarını Kur’an ilmiyle yani ilmi ledun adı verilen ilmi hikmet veya ilmi tevhid denilen ilimle gerçekleştirirler.Allah bir ayetinde(zariyat56) insi ve cinni ancak kendisine  ibadet etmeleri için yarattığını belirtmektedir.İbn-i Abbas (RA) ibadeti, Allah’ı bilmek ve tevhid etmek(birlemek) olarak yorumlamıştır.Bazı büyükler Allahı bulmak kolay fakat bulduranı bulmak zordur demişlerdir.Bu zümre, kişiye, kendisini ve rabbisini bildirir.Hadisi-şerifte nefsini(kendisini)bilen Rabbini bilir,denmiştir.Bunun öğretisi   ise meslek-i resul-ü melamiyye ile olur.

Allah bizleri Melami zümresiyle buluştursun Resul-ü Ekrem(SAV) Efendimizin ahlakı

ile ahlaklandırsın ve ondan ayırmasın.       Amin.

Selam evvela Fahr-i Kainat Resul-ü Ekrem(SAV)  Efendimize ve onun evlatları üzerine olsun.

 Dervişliğin manasına gelince:Bunu iki kısma ayırarak olmaması gereken özellikler

ve olması gereken özellikler olarak belirttim.Bunları yaparken, derviş kelimesinin her harfine bir anlam vermeye çalıştım.

                         OLMAMASI GEREKEN ÖZELLİKLER

1-DÜNYA EHLİ OLMAMAK: Dünya kelimesi Arifler tarafından yer yüzü olarak algılanmamış, bu kelime, gaflet, uyku ve en önemlisi kişiyi Allah’tan ayıran bütün değerler olarak gösterilmiştir.Kur’an insanları üç sınıfa ayırarak dünya ehli, ahiret ehli,Hak ehli demiştir.Dünya ehli sahiplerine akl-ı maaş adı verilir.Bunların bütün

                                                                   -3-

gayesi yaşadıkları zeminde maddi zenginlik elde etmek,makam ve rütbe peşinde koşmaktır.Ahirete inançları yoktur.Ahiretle ilginen kişilere ahmak gözü ile bakarlar,                                                                                                                                                      bunlar büyük kayıp içindedirler ve Hak’tan perdelidirler.

Bir ayet-i kerimede (duhan38-39) biz yerleri ve gökleri, ikisinin

arasındakileri eğlenmek için yaratmadık.Hakk’ı göstermek için yarattık .

Ahiret ehli sahiplerine, Akl’ı maad adı verilir. Bunların düşüncesinde ahiret öne çıktığından bütün işlerini ahirete göre yaparlar.Emir ve yasaklara uyarlar, haram ve helale dikkat ederler.Düşünceleri ve varmak istedikleri hedef cennettir ve cennet nimetleridir.Ancak gizli şirk(Allah’a ortak koşma) içindedirler. Bu zümrede Hak’tan perdelidir çünkü zan ehlidir.   Necm-28 ve yunus-36 ayetlerinde cenab-ı hak : zan, hak’tan  bir şey ifade etmez.Demektedir.Yani,zan ehli daima yanılgıda olup hiçbir zaman,gerçek varlık olan Cenab-ı Hak’tan doğru bir bilgi veren değildir.

Hak ehli ise Akl-ı küldür. Emir ve yasaklara uyarlar, haram ve helale dikkat ederler,

Hayır ve yardımda bulunurlar. Onlar daima Allah ile olurlar ve eşyaya Allah’ın baktığı

gibi bakarlar. Zikr-i daim sahibidirler. Kalpler ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur.(Rad-28) İşte bir kişinin dünya ehli olmaması gaflet(uyku) içinde olmamasıdır. Kendisini Hak’tan ayıracak ne varsa bütün bunlara sırt çevirmesidir,yüzünü Hakk’a dönmesidir.

Siz yüzünüzü nereye dönerseniz dönün Allah’ın yüzü oradadır.Bakara-115

Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir.Hadid-4

2-EMANETE İHANET ETMEMEK:Zahir(açık) ve batın(iç) olmak üzere iki anlamda

açıklanabilir.

Zahir(açık) anlamı:Kişiye bırakılan, sonradan alınmak üzere, geçici kalan, mal, ziynet,

altın, vs. gibi değerleri sahiplenmemek, zamanı geldiğinde sahibine teslim etmektir.

Onlar emanetleri korur ve verdikleri  sözleri yerine getirirler.Müminun-8

Batın(iç) anlamı:Bu da iki şekilde yorumlanabilir.

Birinci yorum:Cenab-ı Hak ayeti kerimesinde Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara

sunduk onlar kabullenmekten çekindiler.İnsan çok cahil ve zalim olduğu halde onu

yüklendi.Ahzap-72 Burada belirtilen   emanet Allah’ın sabit yedi sıfatıdır.bunlar insanda tam olarak bulunur.Diğer yaratıklarda ise eksiktir..Yani insandan başka bütün eşya noksandır.Allah’ın bazı sıfatlarını taşırlar,hayat gibi.Allah’ın yedi sabit sıfatları:Hayat,ilim,irade kudret ,işitmek, görmek ve kelam’dır.İnsan mazhar-ı (alet) tamdır.Hakk’ın aynasıdır.Aynadaki görüntü aynanın kendisine ait Olmadığı gibi, insandaki görüntü ve tecelliler(oluşlar)’de kendisine ait değildir.

İnsan bu görüntülerin açığa çıktığı yerdir.Mazhar(alet)’dır, mazharın sahibi değildir.

Mazharı sahiplenmek emanete ihanettir.Pir Muhammed Nur Hz’leri:”Bu sıfatlar ve isimler tamamıyla Cenab-ı Hakk’ın özellikleridir.Bunların halkın özellikleri olmasını hakikat kabul etmediği gibi düşünen akıl dahi kabul etmez. Demektedir.

İnsan yaratılış yönünden cami’ül-esma (Allah’ın bütün isimlerinin toplandığı yer)’dir.

Kim ki bu sıfatları bilmedi cahil oldu.Kim ki bu sıfatlara sahip çıktı zalim oldu.

Bu sıfatları kendine mal eden şirk(ortaklık) işler.Şirk en büyük günahtır. Ayet:Lokman’ın oğluna öğüdünü an.O,şöyle öğüt veriyordu:”Ey! oğlum,kesinlikle Allah’a ortak koşma. Çünkü ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır.Lokman-13

Nisa48.Kuşkusuz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.Bunun dışında, dilediklerini bağışlar.Kim Allah’a ortak koşarsa büyük bir günah işlemiş olur.Nisa-116.Kuşkusuz ,Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz,bunun dışında,dilediği kimselerin hatalarını bağışlar.Kim Allah’a ortak koşarsa kuşkusuz o,uzak bir sapıklığa düşmüştür.Kişinin bu anlamda, emanete ihanet etmemesi için sıfatların sahibini bilmesi gerekiyor.Bu bilme,ancak ilmi tevhidle(Allah’ı birleyen ilim) ile olur.Bu ilmin sahibi ise ,İnsan-ı Kamildir.(olgun insan) o kişinin bulunup bu ilmin öğrenilmesi gerekir.

                                                                        -4-

Ayet:Kuşkusuz Allah size,emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm

verdiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.Nisa-58                                                                                                                                                   2.yorum: Bu emanet hem ilim hem de ilmi yayacak olan kişinin belirlenmesidir.Eğer ilim, öğrenmek isteyen samimi olan kişiye verilmezse sahibine zulüm olur.Hak etmeyen kişiye verilirse ilme ihanet olur.

3-RİYA EHLİ OLMAMAK:İki yüzlülük göstermemektir.Açık anlamı ile kişi herkese

ve her kesime içten ve dürüst olarak yaklaşmalı ve davranmalıdır.

Düşünce ve misyonları farklı guruplara mavi boncuk dağıtmamalı,gittiği her guruba

ben sizdenim dememeli yani safını ve duruşunu belli etmelidir.Dervişler içersinde

bulunan bir kişide burada samimi olmalıdır.Kişi derviş olduğunun belli olmasını

istemeyebilir,bu farklı bir olaydır.Dervişler içinde derviş, dışarıda ise başka cemaatten(topluluk) gözükmemelidir.

Hak aşığı Mevlana’nın dediği gibi  <ya göründüğün gibi ol

                                                            ya da olduğun gibi görün>

Bazıları da gösteriş olsun diye ibadet ederler ,namaz kılarlar, bu da riya(iki yüzlülük)dır.

Ey!iman edenler,malını insanlara gösteriş için harcayıp, Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar gibi,sadakalarınızı başa kakarak ve kırıcı sözler söyleyerek boşa çıkarmayın böylelerin durumu,üzerinde az bir toprak bulunan,şiddetli bir yağmurla üzerindeki toprağı tamamen gidip,kupkuru bir taş haline gelen kaya gibidir.Onlar kazandıklarından hiçbir yarar Sağlayamazlar.Allah,inkar eden böylesi toplumları doğru yola iletmez.Bakara-264, Yazıklar olsun ,o namaz kılanlara,kıldıkları namazlarından habersiz olanlara,O gösteriş yapanlara,   İnsanlara en ufak yardımı dahi engelleyenlere!Maun-4-5-6-7,Çalım satmak,insanlara gösteriş yapmak ve onları Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını her yönüyle bilmektedir.Enfal-47,  Onlar,mallarını gösteriş için harcarlar,Allah’a ve ahiret gününe inanmazlar. Şeytan kime yoldaş olursa,o,ne kötü bir yoldaştır.Nisa38

4-VEHİM DUYGUSUNA KAPILMAMAK:Lügat anlamı kuruntu, vesvesedir.

İnsanda beş zahiri(açık) duygu olduğu gibi beş’te batın(iç) duygu vardır.

Dış duyular:Görme, işitme, tatma, koklama, dokunma dır.

İç duyular:Akıl, hafıza, müdrike, vehim ve hayal’dir            

Vehim iç duyulardan olup olumsuz düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olur.Ayrıca insanda manevi vücut dediğimiz beş aza bulunur.Bunlar hafa, ruh, nefs, kalp ve sırdır.

Kalp burada merkez olup bütün tecellilerin toplandığı yerdir.Kalp dönücü demektir.

Kalpte hangi tecelli galip olursa, kalp o tecelliye döner ve ona yüz verir.Kalbe gelen düşünceler dört türlüdür. Bunlar:

               1-Şeytani düşünceler.

               2-Nefsani düşünceler

               3-Meleki düşünceler

               4-Rahmani düşünceler

1-Şeytani düşünceler:Nefsi emmarenin düşüncesidir. Allah ve ahiret inancı yoktur.Her türlü olumsuz davranışların ortaya çıkmasını tetikler.Allah:”Defol oradan,sen kovuldun.” .”Yargı gününe dek lanetim senin üzerine olsun”dedi.İblis:Ey!Rabbim tekrar diriliş gününe kadar bana süre ver dedi.”Allah:İşte sen süre verilenlerdensin”.”O belli vaktin geleceği güne kadar “dedi.İblis:”Senin şanına and olsun ki onların hepsini azdıracağım”.Sad77-78-79-80-81-82-İblis:”Ey! Rabbim,benim yoldan çıkmama sebep olduğundan dolayı,and olsun ki,ben de yeryüzünde onlara kötülükleri güzel göstereceğim ve onların hepsinin yoldan çıkmasına sebep olacağım.”dedi.Hicr 39

2-Nefsani  düşünceler:Olumsuz düşüncelerdir.Ahlaki olmayan düşünceler olup,insanı

toplum içinde olumsuz ve yasal olmayan davranışlara sürükler .Hırsızlık,zina,vs.

                                                                   -5-

İşte vehim denilen bu duyu, nefsani ve şeytani düşüncelerin vücut bulmasına imkan verir.Hz.pir Muhammed Nur, vehim hayal ile birleşirse cin çıkar,cin oluşur.Akıl hayal ile birleşirsemelek doğar demektedir.Yani,kişi vehim duygusunun kontrolü altında olması halinde olumsuzlukların meydana gelmesi kaçınılmazdır.Meleki ve Rahmani düşünceler ise, insanı, iyi işler yapmaya ,Hak ile beraber olmaya çağırandüşüncelerdir.

Sonuç olarak;Bir salik vehimden uzak durarak olumsuz düşüncelere prim vermemelidir.

Meleki ve Rahmani düşüncelerle beraber olmaya gayret etmelidir.            

5-İNCİNMEMEK VE İNCİTMEMEK

Kişi insanlara karşı daima iyilikte bulunmalı,adaletli davranışları ile onların güvenlerini kazanmalıdır.Kendisine yapılabilecek kötülüğü engellemeye çalışmalı bunu yaparken yasal yolları kullanmalıdır.Kendisine yapılan kötülüğü unutmalı, iyiliği ise unutmamalıdır. Hiçbir zaman kin gütmemelidir.                                  

Mesleki Resul açısından yorumu ise şöyle yapılabilir.Derviş olan kişi farkında olmadan Mesleki Resule zarar verebilecek davranış içine girebilir.Bu tutum hatırlatıldığında incinmeyecek ve bu davranışı bir daha yapmamaya gayret edecektir.Çünkü yaptığı olumsuz davranışlar ile Mesleki Resul zarar görür ve zamanın kamilini üzer,incitir. Ahzap -57 Kuşkusuz  Allah’ı ve peygamberini üzenleri Allah dünyada da ahirette de aşağılayacaktır.

Hz pir bir sözünde  taş  atan  kabulüm, taş attıran kabulüm değil demiştir 

6-ŞİRK EHLİ OLMAMAK;

Resulü Ekrem (SAV) efendimiz bir hadisi şeriflerinde;

            <Ben ümmetimin açık şirkinden korkmam

              Gizli şirkinden korkarım.> buyurmuştur..

Şirk kelime anlamı ile,ortaklık, ortak koşmadır.Bu hadisten anlaşılıyor  ki şirk iki türlüdür.

1-Açık şirk:Allah’ı bırakıp onun yerine açık olarak puta tapmaktır.Hz.Adem’den bu tarafa bazı toplumlar putlara tapmışlardır. Onlar bu davranışları ile müşrikler olarak

adlandırılmışlardır.Hemen her peygamber bu müşriklerle mücadele etmişlerdir.Ayetler:Sizi bir candan yaratan ve onunla mutlu olması için eşini de aynı candan var eden,O’dur.Eşiyle birleşince, hafif bir hamilelik geçirip süresini tamamladı.Hamileliği ağırlaşınca ikisi birlikte “Eğer bize kusursuz bir çocuk verirsen,elbette sana şükredenlerden olacağız.”diye rablerine yalvardılar. Allah onlara kusursuz bir çocuk verince,Allah’ın verdiği şeylerde O’na ortak koştular.Allah onların koştukları ortaklardan beridir.Hiçbir şey yaratmayan ve yaratılmış olanları Allah’a ortak mı koşuyorlar?Onlar,ne ortak koşanlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardımları dokunur.Eğer o putları size doğru yolu göstermeye çağırsanız,çağrınıza uymazlar.Onları çağırmanız ya da çağırmamanız sizin açınızdan birdir.Allah’tan başka çağırdıklarınız da sizin gibi kullardır.Eğer onların tanrı olduğu iddianızda samimi iseniz,haydi onlara seslenin de size cevap versinler.Araf-189-190-191-192-193-194-195- islâm dinini seçen ve kelimeyi şehadet getiren kişi açık şirk işlemekten kurtulur.Burada tevhid dediğimiz bir tek Allah’a iman vardır.Allah kendisine ortaklık koşulmasını istemez.

 Ayetler:Kuşkusuz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.Bunun dışında dilediklerini bağışlar.Kim Allah’a ortak koşarsa büyük bir günah işlemiş olur.Nisa-48.Kuşkusuz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.Bunun dışında,dilediği kimselerin hatalarını bağışlar.Kim Allah’a ortak koşarsa kuşkusuz o,uzak bir sapıklığa düşmüştür .Nisa116. .

2-Gizli şirk: Bilmeden Allah’a ortak koşmadır.Allah yüce kitabında Saffat-96 ayetinde

<Sizide,yaptığınız işleri  de  Allah yaratmıştır.>demektedir.

                                                                 -6-

Demek ki Allah bizi yarattığı gibi işlerimizi  de   yaratmıştır.O halde yaptığımız işlerde Allah’a ortak koşmamamız gerekir.Lokman-13 ayetinde şöyle denilir.Lokmanın öğüdünü an,O şöyle öğüt veriyordu.<Ey oğul kesinlikle Allah’a ortak koşma,çünkü ortak koşma en büyük haksızlıktır.>

Her an bir iş ve faaliyette olduğumuza göre Allah’a ortak koşmamak nasıl olacaktır.

Bu gizli şirkten kurtulmanın yegane yolu tevhid(birleme) ilminin öğrenilmesi gerekir.

Bu ilim kur’an da  ilmi ledün olarak geçer.Ayet:Orada katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve yine katımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.

Kehf-65 Her ilmin  bir   öğretmeni olduğu gibi bu  ilmin öğretmenine de mürşidi kamil denir.Bunun okuluna da irfan okulu denir.Bu okula gidip mürşidi kamilden bu ilim tahsil edildiğinde gizli şirk ortadan kalkar. Mürşidi KamilinKur’an da ki delili olan ayet Kehf-66 dır.Ayet:Musa ona “sana öğretilen yol gösterici ilimden bana öğretmen için seninle arkadaş olabilir miyim”dedi.

                                               OLMASI  GEREKEN  ÖZELLİKLER

1-DERT EHLİ OLMAK

Buradaki dert dünya yaşantısında karşımıza çıkan olumsuzluklar ve zorluklar değildir.Kimi insanın çocuğu yoktur, çocuk ister, malı yoktur, mal, mülk ister.Böyle dertler kastedilmemektedir.Bu dert Allah derdidir.Allah’ı bilme ve ona kavuşma derdidir..

Maide-35. ci ayetinde Cenabı Allah;Ey inananlar,Allah’tan korkun o’na yakın olma, kavuşma yollarını arayın ve  o yolda çok uğraşın ki kurtuluşa eresiniz.Bu ayete vesile ayeti denir.İşte insanın derdi  bu olmalıdır.Bunun için de çok uğraş vermelidir.Bazı büyükler, öyle bir dert sahibi ol ki sana derman olsun.Büyük Hak aşığı Niyazi Mısri Hz’leri bir beyitinde

         <Derman arardım derdime derdim bana derman imiş

           Burhan arardım aslıma aslım  bana burhan imiş.>   demektedir.

Kişi bu derde sahip olduktan sonra, bu derde derman olacak doktoru araması gerekir.

Bazı büyüklerimiz Allah’ı bulmak kolay, bulduranı bulmak zordur demişlerdir.   

Onun için her mürşit(yol gösteren),gerçek mürşit değildir.Gerçeğini aramak gerekir.

Nakıs(noksan) mürşitler kişiye fazla ibadet ve tesbihat(Allah’ın bazı isimlerinin anılması)verirler.Bunlar kişiyi Allah’a ulaştırmaz. Gerçek mürşitlerin yolu ise kolaydır.

Büyük Hak aşıklarından ve Türk ulu’larından Bahaeddin Nakşibent Hz’lerine sormuşlar?Nakıs mürşit ile gerçek mürşit arasındaki fark nedir? Nakşibent Hz’leri cevaben <Noksan mürşit kişiyi kendine bağlar. Kamil mürşit ise kişiyi Allah’a bağlar>

demiştir.Günümüzde bazı cemaatlarda bunları görmekteyiz.Noksan mürşit kendisine gelen kişiye fazladan ibadetler yüklediği gibi fotoğrafını vererek rabıta(ilgi) yapmasını ister.Bu ilgi ile Allah’a ulaşacağını söyler. Bu ise ruhbanlıktır.Ruhbanlık kişi ile Allah arasına girilmesidir.Dinimiz de ise ruhbanlık yoktur. İsevilikte vardır. Papazlar bu sınıfı oluştururlar.

Ayet:Sonra onların ardından da peygamberimizi gönderdik.Meryem oğlu İsa’yı da onların artlarından gönderdik ve ona incili verdik.O’na uyanların kalplerine şefkat ve acıma duyguları verdik.Ruhbanlığı ise kendileri uydurdular.Biz onu kendilerine yazmamıştık.Ancak onlar Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla bunu yaptılar,ama buna gereği gibi de riayet etmediler Onlardan da inanlara ödüllerini verdik.Onların çoğu yoldan çıkmışlardır.Hadid-27.     

Mısri Hz’leri bir beytinde şöyle der.

   <Her mürşide dil(gönül) verme kim yolunu sarpa uğratır.

     Kamil olan mürşitlerin yolu gayet asan(kolay) imiş.>

 

                                                       -7-

Kamil mürşit kişiyi Allah ile buluşturarak  onu yaratılışın yüce gayesine ulaştırır.Yaratılışın yüce gayesi, Muhammedi kulluktur.Bu ise Rabbisini mevcutta görmektir.

Hz. Mevlana bir sözünde ibadet, aşk ve dert anlamlarını karşılaştırırken bunların daha iyi anlaşılmasını sağlar.<Yer yüzündeki bütün  abidlerin ibadetleri.terazinin bir kefesine,bir aşıkın aşkı diğer kefesine konsa, aşıkın aşkı ağır gelir.Bütün aşıkların aşkı bir kefeye, bir dertlinin derdi diğer kefeye konsa  bu dert daha ağır gelir.Bütün dert ehlinin dertleri bir kefeye Rahmani cezbeye(etkiye) tutulmuş bir kişinin cezbesi diğer kefeye konsa, cezbe daha ağır gelir.> demiştir.Burada sözü edilen cezbe, sarhoşluk hali ile ifade edilmek istenen müşahede(görme)dir.Allah’ı görme, Rububiyetini görmedir.Demek ki müşahede en makbul ibadettir.Ayet:Doğu da batı da Allah’ındır.Nereye yönünüzü çevirirseniz,Allah o yöndedir. Allah her şeyi kuşatmıştır ve her şeyi bilmektedir.Bakara-115.

2-EHLİ HAK OLMAK

Vuslat(Allah’a kavuşma) derdinde olan kişi arayıcıdır.Ne aradığını bilir.Bir Hadisi Kutside:Cenab-ı Allah <Beni bilen arar,arayana bulunurum, bulunduğum kişiyi kendime aşık ederim.Kimi kendime aşık ettiysem onu katlederim.Kimi katlettiysem onun diyeti ben olurum, onunla benim  aramda fark kalmaz demektedir> Kim ki Cenabı Hak’kı bulur o Hak ehli olur.Önceki beyitlerde de belirtildiği gibi Allah’ı bulmak kolay fakat bulduranı bulmak zordur.Ancak kamil bir mürşit ile bu gerçekleşir.Ali-imran 31 ayette :De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki,Allah’da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.Allah çok afedici ve çok merhametlidir.Burada Cenabı-Hak, kişiden Muhammedi olmayı ve Muhammedi bir kulluk istemektedir.Bu ifade de bana tabi olun denmekle Resulallah(sav) ve onun varisleri kastedilmektedir. Bir hadisi-şerifte alimler benim varislerimdir buyurulmaktadır.Alimleri sevmek Allah’ı sevmekle eş tutulmuştur.Bu bağlamda Resullah(sav) efendimize ve onun varislerine tabi olmak Allah’ı sevmek ve ehli Hak olmaktır.Bir kişinin Allah’a kavuşmada 6(altı) merhalesi(bölüm) vardır.Bunlar; muhip(sevmek),mürid(aramak),salik( yolcu),talip(istemek),aşık ve vasıl’dır(kavuşma)

Muhip=Allah sohbetini sever, Sohbete rastlarsa dinler fakat sohbeti aramaz.

Mürid=Sohbeti dinler ve arar.Arayıcıdır.

Salik=Allah’a vuslat için yola girer.Kamil bir insana teslim olur.Zikr-i daim ehlidir.

Talip=Vuslat’ı isteyendir.Ef’al salikidir.Müşahede ehlidir.

Aşık=Salikin aşk mertebesine ulaşmasıdır.Sıfat salik’idir. Müşahede ehlidir.

Vasıl=Kavuşma zamanıdır.Salik’in nisbet varlıklarından soyunduğu tam yokluk halidir.

Zat salikidir Müşahede ehlidir..Ehli Hak olmak salik’le başlar.Zikr-i daimi elde eden Hak ile beraberdir.Nereye dönse,nereye baksa hep Hak der.Muhammed Nur Hz’leri Hak ehline muhip durumunda olan kişiyi de dahil etmiştir.

3-RIZA EHLİ OLMAK= Hoşnutluk durumudur.Doğru duruştur.

Rıza’yı avamın(Hakk’ı bilmeyen halk) rızası ve havasın(seçkinlerin) rızası olmak üzere iki kısımda inceleyebiliriz.

Avamın hoşnutluğu=İslam dininden ve Hz Peygamberden razı olur.Allah’ın ve peygamberin  hoşnutluğunu kazanmak ister. Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak  Allah’ın kendisinden razı olmasını ister.Cennete girmeyi ve cennet nimetlerini ister.

Seçkinlerin hoşnutluğu=Allah’ın rububiyet’inden razı olmaktır.Rab mevcudata yönelik tasarruftur.Söz gelişi kulun  malını yitirmesi veya bir yakınını kaybetmesinden dolayı bir sıkıntıya düşmez.Her fiilin(işin) failinin(işleyenin)Hak olduğunu bilir, Yani, Rububiyetin müşahedesi ile ilgili bir sıkıntı oluşmaz.İnsanda, üzülme ve sevinme gibi hisler bulunduğundan, bu hislerin galip olduğu anlar olacaktır.Kişi bu anlarda dahi 

                                                                 -8-

Rabbini görmeye gayret edecektir.Yakup (AS), oğluYusuf(AS) kaybettiğinde ağlamaktan gözlerine perde inmiştir. Yusuf(AS)’mı gelene geçene sorduğundan, bu hali diğer oğulları tarafından uygun görülmemiş, kendisinin bir peygamber olduğu hatırlatıldığında ise, ben Yusuf’umu kime sorduğumu biliyorum diye cevap vermiştir. Şu da var ki şeri’ata ve ahkama(genel hükümler) aykırı bir olay varsa,o olay Hak namına çirkin görülür ve red edilir.

Bu rızanın neticesi,Hakk’ın kulunu emrettiği yerde bulması, yasakladığı yerde bulmamasıdır.Kul,her işte ve yasakta Rabbine itaat eder,bu durum Rabbisini hoşnut eden kulluktur.

Fecr-27-28.ayetlerinde <Ey mutmain olan nefs dön Rabbine, Rabbin senden razı sen Rabbından razı,gir cennetime,gir abidlerimin arasına.>demektedir.

Böylece kul,Hak’tan hoşnut olma makamına yerleşir.İşte muhabbet ehline ayrılmış cennet makamı budur.Onlar sevgilerinde dürüst kişilerdir.

Konuyu bir olay ile daha anlaşılır duruma getirelim.Bir duvara çarparak yüzünü yaraladığının farkına varamayan Rabia’tül Adeviye Hz’lerine sorulduğunda şöyle cevap vermiştir.<Belayı gönderene olan sevgim,gönderdiği beladan beni habersiz yapmıştır.>

Rıza;kaderin,kudret sahibinin açığa çıkardığı elemi idrak etmek yerine, kudret sahibini görmekle lezzetlenmektir

4-VİCDAN SAHİBİ OLMAK=Lügat anlamı;insanın içindeki iyiyi, kötüden ayırabilen, iyilik yapmaktan lezzet duyan manevi histir.İnanç,şuur ve batın(iç) ile Hakk’ı tanımaktır.

Vicdanın ayrıca din anlamı da vardır.

Çoğu zaman vicdan, insaf ile karıştırılır.İnsaf;Merhamet ve adalet dairesinde hareket etmektir.Hakikatı kabul ve itiraftır.İlmi tevhid(ilmi hikmet) dediğimiz Kur’anda,ilmi ledun olarak belirtilen ilim yanında vicdan;Tecelliyi(açığa çıkanı) gayri görmemektir. Yaratılmış her ne var ise Allah’dan ayrı görmemek,ayniyet izafe etmektir.

.Yani tecellide Faili(işleyeni),Mevsufu(sıfatlananı),Mevcudu(vücut sahibi) gören ve bilendir.Olaylara bakışı   ve yorumu Muhammedi görüşüyle olması,Nur’u Muhammed mazharı(görünen yer) olup Meslek’i Resulun irşadı ile aydınlığa çıkmasıdır.Niyazi- Mısri Hz’leri bir beytinde şöyle der!

<Arifin mutlak kelamın tutmaya irfan gerek

                         Sırrı  muğlaktır gönülde zevk ile vicdan gerek.>

Arif olan vicdan sahibidir.Bu yüzden arifi ancak arif anlar.Muhammed Nur Hz’leri vicdan ancak Tevhid ehlinde bulunur demişlerdir.

5-İHLAS SAHİBİ OLMAK=Lügat anlamı; içten ,samimi,riyasız ve katkısız olmaktır.

İhlas:Avam’ın(halk) ve havas’ın(seçkinlerin) ihlası olmak üzere iki kısımda incelenir.

Avamın ihlası:Allah rızasını gaye edinmek,insanlara gösterişten uzak olmak,ibadetlerini o,Allah’ı, görmese de, Allah’ın kendisini gördüğü düşüncesiyle yapmasıdır.Allah’ı teala bir Ayetinde şöyle buyurmuştur,<Dikkat ediniz din sadece Allah içindir.>gösteriş,makam, ve saygınlık kazanmak için,insanlar katında güzel görünme isteği gibi her türlü art niyetten arınmış olmaktır.

Seçkinlerin ihlası:Amelden(işler) ameli görmeyi çıkarmaktır.İşlerini,katkısız yapmak,Allah  fail(işleyen) olduğundan,işleri kendine nispet etmemektir.Hz.peygamber(sav) efendimiz bir hadislerinde,Hz.Ebazer’e(RA) şöyle seslenir.Ya! Ebazer:<Gemini yenile,dalgalar çok çetin,Azığını tam al,menzile ulaştırsin,Yükünü hafif tut, yol çok uzun,Amelini ihlas üzere yap,gözcüler çok keskin.>

Ebazer;Hz peygamber(sav)efendimizin bu sözlerle,kendisine ,dört ilmi açtığını belirtmiştir.Bu ilimler,ilmi şeriat, ilmi tarikat, ilmi hakikat, ilmi marifet’tir.

                                                                  -9-

İlmi şeriat;Kur’anda belirtildiği gibi Cenab-ı Hakk’ın yapılmasını istediği,yapılmamasını emrettiği ilimdir.

Tarikat ilmi=Ahlaka dair tüm bilgilerdir.Zikr-i daim kapısıdır.Günümüzdeki tarikatlarla bir ilgisi yoktur.

Hakikat ilmi=Allah’ın sıfatları ve zat’ını bilgilendiren ilimdir.

Marifet ilmi=Allah’ın isimlerini bilgilendiren ilimdir.Her şeyi, yerli,yerinde görmekdir. İhlas ancak, batın(iç) ilimlerin öğrenilmesiyle elde edilir.Tarikat,hakikat, marifet ilimleri batın ilimlerdirYine Hz.Peygamber(SAV) efendimiz hadislerinde:Bütün insanlar helaktadır,Alimler müstesna.Alimler de helaktadadır,ilmi ile amel eden alimler müstesna. İlmi ile amel eden alimler de helaktadır.Muhlisler müstesna. Muhlis:İşlerini ihlas üzere yani katkısız, şirksiz yapan kişidir..Sonuç olarak işlerin ihlas üzere olması için şirk’ten arınılmış olunması gerekir.

6-ŞÜKREDİCİ OLMAK=Lügat anlamı övgüdür.Şükür nimeti vereni övmek demektir.Buövgüde kişi,üzerindeki nimeti bildiğini gösterecek şekilde onu över ve kalbi ile nimetlerin ona ait olduğunu itiraf eder.Nimetler maddi de olabilir manevide.

Bazı büyükler;Şükür, nimetleri bilmenin adıdır, demişlerdir.Bu bilgi nimet vereni bilmenin yoludur.Şükür,başka bir ifadeyle;başarıya ulaşma,hideyete(doğruluk) erme nimetine karşı yapılan davranıştır.Bu ifadeler genel şükrü belirtir.

Seçkinlerin şükrü ise=Kemal(olgun)mertebeye, makam-ı insan mertebesine ulaşma şükrüdür.

Bakara-152. ayette Cenab-ı Allah mealen şöyle der.<Anın beni ki, anayım sizi,şükredin bana,sakın nankörlük yapmayın.>İbadetle bu zikre uyunuz.Buradaki ibadet Allah’ı bilmek veAllah’ı tevhid etmektir.Vahdet-i vücut(tek varlık) zevki ile mevcutta, fani(yok)olarak,Hakk’ı zikretmek(yoklukla yapılan zikir)tir.Buna karşılık Cenab-ı Hakk’ın da, mevcutluğu ile kul’da var olmasıdır.Yakınlık nurlarını ve nimetlerini kulda açığa çıkarmasıdır. Bu hidayet nimetine şükür ediniz.Nimet ile nimeti verenden mahcup(perdeli)olarak uzak kalmayınız.Bu ise nankörlüktür,küfürdür.Hakk’ı örtmeyiniz hakk’a perdeli olmayınız. 

                                                      ÖZET   OLARAK                                            

Tekrar ederek,altını çizerek belirtelim ki:Dervişlik bazı kesim ve cemaatların anlayışlarında olduğu gibi, bir lokma bir hırka misali,halk’tan kopuk yaşayan uzlete(tenha) çekilmiş,çile çeken,zorluğu marifet bilen, suret,şekil düzen bir sistem değildir.

Dervişler halk içinde olmaya özen göstermişler,halkın giyindiği gibi giyinmiş ve onlar gibi yaşamışlardır.Ayrıca:dervişlik yani melamet neşesine sahip olduğunu iddia eden sahte Melamiler de vardır.Melamet zevkine sahibim anlayışı ile nefsinin isteklerine uyarlar.

.Onlar cami cemaatinin kıldığı namazla,tuttuğu oruçla alay ederler.Biz daim namazda ve oruçtayız gibi safsata(boş) sözlerle onları incitirler.Bu gibi zümreler zındık’lar olarak tanımlanır.Gerçek Melamiler daha önce anlatıldığı gibi zahir(açık) ve batın(iç) ibadetleri layıkı ile yerine getrirler.İmam-Gazali bir dörtlüğünde:

               <Kim ki Allah’ı tabiat ile bildi mülhit(ateist,maddeci) oldu.

                 Kim ki Allah’ı vücudu ile bildi kafir oldu.(Kendi ayrı, Allah’ı ayrı bilenler)

                 Kim ki Allah’ı nefsiyle bildi zındık oldu.(kendine, Allah’lık verenler)

     Kim ki Allah’ı Allah ile bildi muvahhid oldu.>(Allah’ı Makamlarla bilenler)

Allah’ı Allah ile bilenler ancak muvahhidlerdir, dervişlerdir.

Derviş Şem’i bir sözünde  <Hakk’a makbul olmak ister, halka menfur olmadan>  Halkın nefretini kazanmadan hakk’a makbul olmayı öğütlemektedir.Onlar yani gerçek

Melamiler;

                                                 -10-

halka ters düşmemeyi şiar edinmişlerdir.Onlar, sevgi, aşk pınarları olup Dini islamın hizmet erleri olmuşlardır.Onlar Allah aşkı ile dolu ,Hz. Peygamberin(SAV) meftunudurlar(tutkunu) onlar Resulü Ekrem(SAV) efendimizin ahlakı ile ahlaklanmışlar ve ondan bir an dahi ayrı kalmayı kendilerine azap bilmişlerdir. Hz.Mevlana bir dörtlüğünde şöyle der! 

                  <Dinle sözümü,sana derim özge eda’dır.

                    Derviş olana layık olan, aşkı Hüda’dır.

                    Aşıkın neyi var ise, Maşuk’a feda dır.

                    Sema safa, cana vefa,ruha gıdadır.>

Dervişe layık olan,Allah aşkı ve fenafillah (Allah’da yok olma) zevkidir.Yani yokluk zevkidir.Demektedir.

Yine Adile sultan adında bir dervişane der ki!

                   <Adile uzatma sözünü ,

                      Derviş ede gör özünü,            

                     Ta göresin Hak yüzünü,

                      İncitme hiç dervişleri.>

Demek ki kişinin özü derviş müşahedesi(görmesi) Hak olmalıdır.Son dönemde yaşamış büyük Hak aşıklarından,Melamet büyüklerinden Hasan Fehmi Tezdoğan Hz’leri de şöylesöyler!     <Derviş olan Hakk’ı bulur dediler  ,

                           Gel gönül gel bizde derviş olalım,

                           Dervişlik yolunda kurban olalım,

                           Gel gönül gel bizde derviş olalım,

                           Gel gönül gel bizde hakk’ı bulalım,

                           Men raani fakat raal Hak imiş,

                           Muhammedi gören Hakk’ı görürmüş,

                           Dervişlikten maksat bu esrar imiş,

                           Gel gönül gel bizde derviş olalalım                             

  Gel gönül gel bizde Hakk’ı bulalım.>

Men raani fakat raal Hak, hadisi şeriftir. Anlamı <Beni gören,Hakk’ı görür.  

Demek ki dervişlik yüce makam olup,Hz Peygamberi(SAV) ve Hakk!ı gören bir anlayış ve keşiftir. İşte onlar meslek-i Resule uymuşlar,gerçek anlamda  Ehl-i sünnet vel-cemaat olmuşlardır.Hz.Peygamberin(SAV) hem zahiri(açık) hem de Batıni(iç) sünnetlerini yaşamışlar, kendilerinde Hak ve Hakikatı toplama açısından cemaat olmuşlardır.

                                                                                              En iyisini Allah bilir.

 

Biz de Allah’dan dileriz ki gönlümüz derviş, bilişimiz ve görüşümüz daim hep Hak olsun.Amin                                                                                                            

 

                                                                                              30-05-2007

 

                                                                            MEHMET NACİ GÜNEY

                                                                                    (ÖĞRETMEN)

                                                                               SALİHLİ/MANİSA                                                                                                                                 

                                                                         

 

 

                                                  11                  

 

DERVİŞLİK

 Yazan:MEHMET NACİ GÜNEY

                            (öğretmen)

Musannıf BEDREDDİN hazretlerinin tercüme-i

haline dair Bursalı Muhammed Tahir efendinin

gösterdiği………………………………………

Bedreddin Simavi hür fikirli,faziletli şeyhlerden filozof bir zat olup Simavnalıdır. Tahsilini tamamlamak için Mısıra gidip seyyid şerif ve Hacı  paşa ile mübareketen

müşarekâh mantıktan talim ettikleri gibi meşayihi kiramdan (Hüseyin Ahlâti)den

ilmi tasavvufu telkin eylemiştir.Tebriz’de Timurlenk’in huzurunda bulunan büyük bir

ulema meclisine hakemlik yaparak faziletini ispat etmiştir. Sevkül kader’le(Acele’l

vüsulü lehü aşka ve ravde’l ebed) terkibinin d

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !