KİBAR KELAMLAR

  BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Selam evvela fahri kainat efendimiz (sav) ‘e ve ehli beyte ve evladı resul üzerine olsun.Günlük yaşantımızda kullandığımız bazı kibar kelamlar vardır.mesela Allah’ın hakkı üçtür,Haydan gelen huya gider,aklın yolu birdir,birden bir çıkar, mecnun oldu,güneş balçıkla sıvanmaz,gibi kibar kelamları sıklıkla duymaktayız.Bu kibar kelamlar sıradan veya tesadüfi söyleyişler olmayıp, Türk insanının, dervişleri olan,insanı kamillerin bilerek örf ve geleneklerimize nakşettiği hikmetlerdir.Bu hikmetlerde insanın ve cenabı Hak’kın hakikatı yatar.Ahmet Yesevi, Bahaettin Nakşibend, Mevlana,Yunus Emre, Hacı Bektaş veli,Hacı Bayram veli,Niyazi Mısri,Muhammed Nurul Arabi gibi nice Hak dostları olan kamil şahsiyetler bu kibar kelamları ortaya atmışlar ve bunların iç yüzünün açığa çıkmasını istemişlerdir.Çünkü bu ve benzeri sözlerde birçok ledünni hakikat ve hikmetler vardır.

Allah’ın hakkı üçtür:Bu söz,halk arasında bir şeyin üç kere yapılması hakkı vardır şeklinde yorumlanır.Ledünni hikmeti ise;İnsanın yaratılışını yani ademiyet değerlerini işaret eder. İnsan,et ve kemik yapısı dışında  incelendiği zaman bir sureti,duyması,işitmesi,bilmesi, konuşması gibi özellikleri ile beraber iş ve meydana getiriş gibi faaliyetleri ve üretkenlikleri vardır.İşte bu sözle bu üç özelliğe vurgu yapılmaktadır.Bunlar yukarıda belirtildiği üzere, insanın suret olarak görünen vücudu,görmesi,duyması ve konuşması gibi sıfatları ile yaptığı işlerdir.Sayılan bu üç değer insana ait olmayıp Allah’a ait olduğunu belirtmek için Allah’ın hakkı üçtür denmiştir.Şimdi,bunlarda nereden çıktı delilin var mıdır?diye sorulursa evet delilim vardır,bu da Yüce Kuran’dır derim.Kuran’ı kerimde bu üç özelliğin Allah’a ait olduğunu gösteren birçok ayetler vardır.Bunlardan bazıları;Bakara suresi 115.ayette: “Doğuda batıda Allah’ındır,siz yüzünüzü nereye çevirirseniz Allahın yüzü oradadır.”  Rahman suresi 26 ve 27.ayetlerde: “Hiçbir şey yoktur,ancak Rabbinin celal ve kerem yüzü bakidir.”Bu ayetlerde,görünürdeki bütün varlık Allah’ındır ve vücut onundur anlamı vardır. Maide suresinin 1.ayetinde: “Allah dilediğine hükmeder.”Bu ayet irade ayetidir.Şura suresi 11.ci ayette O’nun hiçbir misli yoktur,O hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir.Bu ayetlerde Gören ve işitenin Allah olduğu şüphe götürmeyen bir şekilde belirtilmektedir.İlim sahibi yalnız Allah’tır.Nisa 170.ayet.İlimin Allah’a ait olduğunu belirten ayettir. Bütün kuvvet Allah’ındır.Saffat suresi 96.ayette: “Sizi ve işlerinizi halk eden Allah’tır.” İşte kim ki,Yukarıda ayetlerle verilen Hak’kın varlığını cümle eşyada ve kendisinde buldu ve müşahede etti ise Allah’ın üç olan hakkını teslim etmiş ve şirkten kurtulmuş olur.Çünkü Allah’a şirk koşmak en büyük zulüm olarak belirtilir ve affedilmeyen günahtır.Hadisi kutside cenabı Allah,kulumun,dilediğim günahını bağışlar ancak şirk günahını affetmem buyurmaktadır,Lokman suresi 13.ayette  Hani, Lukman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Oğulcuğum, Allah'a ortak koşma! Çünkü Allah'a ortak koşmak gerçekten büyük bir zulümdür." Buyurmaktadır.

İnsanı kamil olan dervişler bu sözlerle Yüce Hak’kın bu üç varlığını tanımaya ve müşahede etmeye çağırarak şirk işlemekten kurtulmamızı istemektedirler.Allah,bizleri bu çağrıya uyan ve şirk işlemeyen kulları zümresine dahil etsin. Amin. 

Hay’dan gelen Hu’ya gider:Halk arasında,meşru olmayan yollardan elde edilen para ve mal gibi değerlerin yine meşru olmayan yollarla kaybedilmesi anlamında kullanılınır.Bu kibarı kelam yani tekerleme bu anlamı taşımamaktadır.Kelime yapısına bakılırsa,burada hay vardır hu vardır.Hay ve Hu’nun meşru olmayan bir olayda kullanılması doğru olmasa gerektir.

Hay:Diri manasındadır.

Hu:Hak’kın gaybı mutlak Hüviyyetinin ismidir.

Peki,bu kelam ne anlam taşır?denirse:Şöyle cevap verilebilir.Kelime anlamı olarak;Diriden gelen,Cenabı Hak’kın gaybı mutlak zatı olan Hu’ya gider.Manası yapılabilir.Bu sözü doğrulayan ayet vardır ve bu sözü ispat etmektedir.Bakara suresi 156.ayettir. Deki,  “Allah’tan geldik/Allah içiniz.Ve O’na döneceğiz.”Bu kibar kelam üzerinde biraz daha durmak istiyorum.Fizikte bir kural vardır.Yoktan var olmaz,var olan da yok olmaz.Yani bir enerji,yoktan oluşturulamaz,var olan enerji de yok edilemez ancak bir türden başka bir türe dönüştürülebilir.İşte fizikteki bu ilke gibi,Biz ve bizim dışımızdaki gördüğümüz tüm eşyayı Hak  butunundan(iç) bu aleme zuhura getirdi yani açığa çıkardı.Açığa çıkan her varlık yaratılış gereği kul oldu.İnsan da bu kulluk,iki vasıf taşır.Birincisi:Tekvini kulluktur,Kişinin anasını,babasını,boyunu,rengini seçme isteği olmayan yaratılış kulluğudur.Burada kimsenin payı yoktur.İkincisi ise:Teklifi kulluktur.Yani teklif edilen kulluktur.Bu kulluğu işaret eden ayet,Zariyat suresi 56.ayettir.Mealen; Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet/kulluk etsinler diye yarattım.Bu ayet teklif edilen kulluktur.İnsan bu kulluğa ister uyar istemezse uymaz.Uyarsa İyilerden olur ve mükafat elde eder.Uymazsa şakilerden olur ve cezaya muhatap olur.Bu kullukla yapılan ibadeti,Pir Muhammed Nur Hz.lerinin halifelerinden Hacı Yakup Toska Efendi Hz.leri şöyle ifade eder:Bu ibadette üç hikmet vardır.

Birincisi:Şeriat-ı garrâ:(Parlak ve nur üzere olan şeriat):Bununla ameli Salih adı verilen iyi işler yapılır.Bunun için Cenabı Hak yüce kitabında Tövbe suresi 41.ayette, “Ey mü’minler Allah yolunda malınızla ve canlarınızla savaşın.”demektedir.Yani şeriat hükümlerinin doğru ve bozuk yönlerini öğreniniz,Bu yönler bilinmezse yapılacak olan işler noksan olur.Kusurlu ve noksan olan işiler ameli Salih olmaz.

İkincisi:Reis-i tarik:Yolun başı:Yolun başı zikri daim ile olur.Bu zikrin elde edilmesi için Yüce Hak kitabında Nahl suresi 43.ayetinde istemektedir. “Eğer bilmiyorsanız,zikri ehline sorunuz.”İşte cenabı Hak devamlı zikri öğrenmemizi ve yapmamazı bu ayetle istemektedir. Bu zikir ise ancak kamil mürşitlerden elde edilir.Kişi,kamilden aldığı zikir telkini ile bütün azaları Cenabı Hak’kı zikreder,gafil olmaz,her an uyanık olur.

Üçüncüsü:Tevhidi mabut:İbadet edilen Hak’kın birlenmesi:Bu ise gerçek meslek olan hakikate girmekle olur.Bunun adı mesleki resulü melamiyye’dir.Kamil olan mürşidin,kutlu ağzından bu ilmin alınmasıdır.Hak’ın birlenmesi ancak Onun telkin ettiği makam ve mertebe ile gerçekleşir.

Bu kamil insanlar,yeryüzünde Allah’ın halifeleridir.Bakara suresi 30.ayette Cenabı Hak; “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.”Sad suresi,72.ayet: “Ruhumdan ruh üfledim.”

Ademiyetle ifade edilen bu halife,Cenabı Hak’kın bütün isimlerine mazhardır.Hay ismi de Hak’kın isimlerindendir ve kamil yüzünden açığa çıkar.İşte bir kimse bir kamili mürşidi bulursa O’nun vereceği telkin ile dirilir ve o da hayat bulur.Kişi Hak ile dirilir ve daima Hak’kın katında olur.Yani hep Hu ile olur.Bunun kuran’daki delili ise Ali İmran suresi 55.ayettir. “Ya İsa ben seni vefat ettirip tutarım ve bana yükseltirim.”Burada ifade de geçen vefat ettirmeyi Hz pir,fenafillah ile ölmeye almaktadır.Yani kişi,fenafillah ile Allah’ta yok olursa,yeri O’nun katı olur.

Şimdi,bu anlayışı kim elde ederse o kişi Hay’dan gelip Hu’ya gitmiş olur.En iyisini Allah bilir.

Aklın yolu bir’dir:Halk arasında,her düşünen aklın doğru değerlere ulaşabileceğine vurgu yapılır.Evet düşünen akıllar doğruyu bulur ve elde eder.Yani düşünmeyi ve aklın işletilmesini isteyen bir kibar kelamdır. Kur’an düşünmeyi farz kılmaktadır. Bakara suresi 44.ayet “İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap'ı okuyup durmaktasınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

Bakara suresi 164.ayet: “Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgarların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.

 “Ali İmran 65.ayet: “. Ey Ehl-i Kitap! İbrahim hakkında neden çekişiyorsunuz? Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?” Enam suresi 32. Ayet: “Şu iğreti, basit hayat bir oyun ve eğlenceden başka şey değildir. Sakınıp korunanlar için âhiret yurdu elbette ki daha iyidir. Hâlâ aklınızı işletemeyecek misiniz?” “Enfal suresi 22.ayet: “Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır dilsizlerdir. “Yunus suresi 100.ayet: “Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.” Gibi daha birçok ayet yazılabilir.İşte kibar kelamın getirdiği mana aklın işletilmesi ile ilgilidir.Kur’anın bu çağrısına kulak verenler doğruyu bulurlar,tek doğru vardır, o da Cenabı Hak’tır.Demek ki düşünen akıl hak’kın varlığını ve birliğini bulur.Ancak Hak’kın Kur’an daki gibi bilinmesi için bir eğiticiye yani yol göstericiye gereksinim vardır.Bu öğretici mürşidi kamillerdir,kim ki bu kamilleri bulur ve O’nun irşadına mazhar olur ise aklın nasıl işletileceği ve Hak’kın nasıl müşahede edileceğini öğrenir.Mürşidi kamilin Kur’an daki delili de kehf suresi 60.ayet: “Bir zaman Mûsa, genç dostuna şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere kadar hiç durmadan yürüyeceğim yahut da seneler ve seneler harcayacağım."

65.ayet: “Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.” Burada ilim öğretilen kul günümüze uyarlanırsa Mürşidi kamildir,Çünkü buluşacakları yer reşit iskelesi idi,reşit kelimesi için bir büyüğümüz şunu söyler:Reşit Arapça bir kelimedir,irşad ve mürşit bu kelimeden türer,bunun için Hızır olarak adlandırılan şahıs günümüz için mürşidi kamildir.Yine bir başka ayette,Bakara 256.ayet “Dinde baskı - zorlama - tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.” Burada ifade edilen kopup parçalanması olmayan sapasağlam kulp yine mürşidi kamildir.İşte kim ki mürşidi kamili buldu Hak’kı buldu.Kamil bir insan olan Niyazi Mısri Hz.leri bir beyitinde: “

                       Mürşit gerektir Hak ’kı bildire sana hakkel yakin

                       Mürşidi olmayanın bildikleri güman (boş) imiş”

Aklın yolu bir olması,kişiyi Hak’ka götüren aklın yolu birlikten geçmesidir.Bu birlik Hak’kın birliğidir.Allah bizleri Hak’kı düşünen ve aklını işleten kullarından eylesin.Amin.En iyisini Allah bilir.     

Birden bir çıkar:Birinci anlamı:Bir rakamından bir rakamının çıkabileceğine işaret eder. Yani birden iki rakamı veya üç rakamı çıkmaz,bu söylenmek istenmektedir.Bir rakamından bir çıkarsa geriye sıfır kalır,bu ifade şöyle yorumlanabilir;Kişi kendinde ve cümle varlıklarda Allah’ı müşahede ederse fenafillah yokluğuna erişir ,böyle bir kişinin varlığı Hak’kın yanında sıfırdır yani hiçtir.

İkinci anlamı:Allah,gaybı mutlak zatı olan Hüviyyetinden bu alemi zuhura çıkardı,zuhura gelen bu alemdeki varlıkların kendine ait mustakil vücutları yoktur.Bütün bu görünen varlık Hak’kın kendi varlığıdır,kesret olarak isimlendirilen bu varlıklar birliği bozmaz yani bir olan Hak’kı çoğaltmaz.Onun için büyüklerimiz vücut yurdu birdir demişlerdir.Bakara suresi 115.ayette: “Doğuda batıda Allah’ındır,siz yüzünüzü nereye çevirirseniz Allahın yüzü oradadır.”  Rahman suresi 26 ve 27.ayetlerde: “Hiçbir şey yoktur,ancak Rabbinin celal ve kerem yüzü bakidir.”Bu ayetler,görünür tüm varlığın Hak’kın varlığı olduğunu ve vücut O’nun olduğu anlamını belirtir.Muhammed Nur Hz.lerinin nokta risalesi isimli eserinde bu konuya ışık tutacak sözleri vardır.Bunları aynen aktarıyorum. Resulü Ekrem efendimiz, ilk yaratılan şeye;nur,ruh ve kalem dedikten başka,melek-i mukarreb ve cevher-i evvel (ilk cevher) de demiştir.Bunların hepsi bir midir?yoksa her birinin hakikatı ayrı mıdır? Ey aşık!Bunların hepsi bir hakikattır.Fakat,izafet ve itibar yönünden değişik isimlerle belirtilmiştir.İlk cevher itibariyle ve akıl itibariyle ve ruh itibariyle nur itibariyle ve kalem  ve melek-i mukarreb ve arş-ı azim ve Âdem itibariyle bu cümlesi gerçektir. Cevher demesi,ezeli kuvvetten çıkmış olması bakımındandır.Birden ancak bir çıkar ki, O’nun ortağı yoktur.Buna vahdet noktası dediler ve batın güneş dediler.Ey aşık!Bu vahdet noktası hakikat alemidir,mazharı tam ve ezeli kuvvettir.Hakikatı Muhammediye’nin sırrı’dır.Buna noktayı kül derler,çünkü mevcudat zuhurunu bunun istivasından bulurlar.her şey bu külli noktadan ortaya çıkar. Eğer sual edip dersen ki,bu anlattığın noktadan ne çıkarsa kendi gibi olmalıydı,ama görüyoruz ki,binlerce şeyin hiçbiri diğerine benzemez.Madem ki,her şeyin aslı bu noktadır,   o halde O’ndan çıkanların hep birbirine benzemesi gerekmez miydi? Birden ancak bir çıkar demiştik.Hiç şüphe yoktur ki,bu noktadan çıkanlar da yine bir tek noktadır.Alem,zuhuru noktadan buldu,yani kainat bir noktadan ortaya çıktı.Nokta deyince katibin  kaleminin ucundan çıkan noktayı anlarsın.Evet,bu nokta da o noktanın bir örneğidir. Marifet,damladan denizi bilmek,zerreden güneşi görmektir.Zavallı yarasa daima Güneşi kötüler,hatta Güneş yoktur deyip inkar eder,bizim yerimiz aydınlıktır der.İnsanların çoğu da böyle yarasa gibi cahillik karanlığında uçmaktadırlar.Eğer hakikat güneşinden haber veren olursa basiret gözü boş olduğundan inkar ederler,onlara düşmanlık yaparlar. “Yarasa gibi karanlıkta iken,Hızır’ın bulduğu ab-ı hayatı nasıl isteyip bulursun.” Allah bizleri de bu noktanın sırrına aşina olanlardan eylesin. Amin. 

Mecnun oldu:Halk arasında meczup (cezbeye tutulmuş) olarak dolaşanlara bu lakap takılır. Ehli kemal Allah’ta yok olmaya yani fenafillah yokluğunu mecnunluk olarak ifade etmişlerdir.Bir çok Hak dostu,hakikatleri hikaye yolu ile bizlere ulaştırmışlardır.Şeyh Sadi Şirazi Bostan-gülistan ile,Mevlana Hz.Mesnevi ile,Fuzuli de Leyla ve Mecnun ile bizlere ibret vermişlerdir.Mesnevide mecnun için geçen çok hikaye vardır,bunlardan bir kaçını aktarmada fayda görmekteyim. “Padişah mecnun’un haline acır ve etrafındakilere leyla’yı bulmaları için emir verir.Leyla bulunur ve mecnun’un huzuruna çıkarılır.Leyla,Mecnun’a seslenir “Ben leyla’yım işte sana geldim”der,buna karşılık Mecnun Leylay’a şöyle seslenir;Sen Leyla isen bendeki kimdir?deyip Leyla,Leyla diye seslenerek oradan ayrılır.Yine birgün mecnu’nun kuma yazı yazdığını görürler bakarlar ki hep Leyla yazılmış,Mecnun’a seslenirler ne yapıyorsun ya mecnun derler?O da cevabında Leyla’ya mektup yazdığını söyler,orada bulunanlar,sen leyladan başka bir şey yazmamışsın böyle mektup mu olur?diye seslenirler. Mecnun yine cevap verir,Leyla isminden başka yazacak daha güzel bir şey bulamadığım için böyle yazmaktayım der.İşte ehli kemal mecnun anlamının anlaşılması için halk içinde bu kelimeyi yaymışlar,Leyla ile de Cenabı Hak’ka atıfta bulunmuşlardır.Çünkü Allah’ın yanında varlığı olmayan insanlar cezbeye tutulmuş gibidir yani mecnundurlar.Mecnunluk,bizlere daim zikri elde etmeyi ve Hak’kı müşahede etmeye davet etmektedir.Daim zikir de,yukarıda belirtildiği gibi ancak bir mürşidi kamilden alınır.Allah bizleri daim zikir elde eden ve Hak’kı gören kullarından eylesin.Amin.

Güneş balçıkla sıvanmaz:Bu söz halk arasında,gerçeği hiçbir şeyin örtemeyeceği yani gerçekler örtbas edilemez bir gün mutlaka açığa çıkar ve anlaşılır anlamında kullanılmaktadır. Ancak bu kibar kelam yorumlanırsa şöyle bir anlam çıkarılabilir.Güneş nasıl açık ve meydanda ise,Hak’kın varlığıda açıktır ve O’nu hiçbir şey örtemez.Onun için bir hadisi şerifte Resulü Ekrem efendimiz şöyle der: “Rabbiniz apaçıktır O’nu örtecek hiçbir şey yoktur” buyurur.Kur’anı Kerimde bu husus şu ayetle belirtilir. “Bakara suresi 115.ayette: “Doğuda batıda Allah’ındır,siz yüzünüzü nereye çevirirseniz Allahın yüzü oradadır.”  Rahman suresi 26 ve 27.ayetlerde: “Hiçbir şey yoktur,ancak Rabbinin celal ve kerem yüzü bakidir.”Cenabı Hak’kın görülmesi ve anlaşılması için ilim gerekir bu ilim kur’anda ilmi ledün olarak geçer bir adıda ilmi hikmettir.Kehf suresi 65.ayet: “Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.” İşte Hızır’ın sahip olduğu ilim,ledün ilmi idi.Bu ilimle ancak Allah öğrenilir ve görülebilir.Bu ilim ise irfan mektebinde tahsil edilir ve kamil bir mürşitten öğrenilir.Allah bizlere de bu ilmi bağışlasın.Amin.                                     

                                                                                                                  29/06/2010

                                                                      

                                                                                         MEHMET NACİ  GÜNEY

                                                                                nacigny55@hotmail.com

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !